Telefonlarımız gün boyunca susmuyor. Yüzlerce kişiyi takip ediyor, saniyeler içinde mesaj gönderebiliyor ve dünyanın diğer ucundaki biriyle görüntülü konuşabiliyoruz. Buna rağmen Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025’te yayımladığı rapora göre dünya genelinde yaklaşık her altı kişiden biri yalnızlık yaşıyor. Gençlerde bu oran daha da yüksek.
Ortaya çıkan çelişki ise dikkat çekici: İletişim imkanlarımız çoğalırken yüz yüze görüşmelerimiz azalıyor. OECD’nin 2025 raporuna göre 21 Avrupa ülkesinde arkadaşlarıyla her gün yüz yüze görüşenlerin oranı 2006’da yüzde 21 iken 2022’de yüzde 12’ye geriledi. Aynı dönemde telefon ve dijital platformlar üzerinden kurulan temas arttı.

Ancak buradan “sosyal medya insanları yalnızlaştırıyor” şeklinde basit bir sonuç çıkarmak doğru değil. OECD, dijital iletişimin fiziksel ilişkilerin yerini alması halinde yalnızlığı artırabileceğine yönelik bulgular bulunduğunu; diğer taraftan teknolojinin uzaktaki arkadaş ve ailelerle ilişkileri sürdürmeyi kolaylaştırabildiğini de vurguluyor.
Sorun belki de kaç kişiyle bağlantıda olduğumuzdan çok, bu bağlantıların niteliğinde yatıyor. Dünya Sağlık Örgütü de sosyal bağlantıyı yalnızca ilişki sayısıyla değil, ilişkilerin sağladığı destek ve etkileşimin kalitesiyle birlikte değerlendiriyor.
Dijital çağın paradoksu tam da burada ortaya çıkıyor: Bir insanın yüzlerce takipçisi, onlarca mesajı ve sürekli yanan bildirim ekranı olabilir; fakat bunların hiçbiri tek başına yakınlık, aidiyet ve gerçek bir dostluk anlamına gelmiyor.

