Günümüz dünyasında temel bir insan hakkı olarak görülen hızlı internet, ülkemizde çoğunlukla efsanelerden ibaret. Dijital platformlarda yüksek çözünürlüklü bir video izlemeye çalışırken veya bir dosya indirirken yaşanan o meşhur yükleme dairesi, modern zamanın en büyük sabır testine dönüşmüş durumda. Peki, “ışık hızında fiber” reklamları her yeri sarmışken neden gerçekte bu hıza ulaşamıyoruz?
Sorunun temeli sadece teknik yetersizlikler değil, tam anlamıyla bir bürokrasi labirenti. Türkiye’de fiber kablo döşemek, belediyelerden alınan “geçiş hakkı” izinleri, yüksek kazı bedelleri ve operatörler arasındaki altyapı paylaşımı anlaşmazlıkları nedeniyle bir çileye dönüşüyor. Bir sokaktan fiber kablo geçirmek için aylar süren izin süreçleri ve her belediyenin farklı fiyat tarifesi uygulaması, operatörlerin yatırım isteğini kırıyor.
Sonuç mu? Bina girişine kadar gelen fiber kabloların daire içine kadar ulaşamaması, bakır kablolarla yapılan yamalar ve “up to” ( -e kadar) ibaresinin arkasına sığınan sözleşmeler. İnternet hızımız, bürokratik engeller aşılmadığı sürece reklamlardaki vaatlerin gerisinde kalmaya devam edecek.

